7. BÖLÜM: BARNABAS İNCİLİ : ABDULLAH ÇATLI NASIL YOK EDİLDİ ? KAYBOLAN ÇANTASINDA NE VARDI?

6. Bölüm : Barnabas İncili : Esat Coşan Hoca Nasıl Öldürüldü ? Kayıp Yeşil Çantanın Sırrı Nedir?

5. BÖLÜM : TURGUT ÖZAL BARNABAS İNCİLİ’Nİ OKUYUNCA NASIL ÖLDÜRÜLMEK İSTENDİ?

4. BÖLÜM: BARNABAS CİNAYETİ : YAHUDİ VİCTORİA RABİN BARNABAS’I OKUYUP MÜSLÜMAN OLUNCA MI ÖLDÜRÜLDÜ ?

7. BÖLÜM: BARNABAS İNCİLİ : ABDULLAH ÇATLI NASIL YOK EDİLDİ ? KAYBOLAN ÇANTASINDA NE VARDI?

Dinler, Her Telden, Örgütler, Politika, Tarih 23 Kasım, 13:00'de eklendi
Örnek Resim Örnek Resim

 

 

Abdullah Çatlı…

Türk Milliyetçileri için adeta bir idol…

Nasıl olmasın ki?

Yıllarca Türk İstihbaratına gayrı nizami bir şekilde istihbarat sağlamış ve deyim yerindeyse gölge ajanlık yapmış bir isim…

17 Ekim 2007 Tarihinde dönemin Sabah gazetesine Milli İstihbarat Teşkilatı saha sorumlularından biri olan Metin Günyol, yaptığı açıklama da Abdullah Çatlı’nın Türk İstihbaratı için yoğun bir mücadele verdiğini açık açık ifade ediyordu…

Dahası Avrupa’nın pek çok yerinde diplomatlarımızı suikastlerle öldüren Ermeni Asala isimli terör örgütünün lideri olan Ara Toranyan’a suikast düzenleyenin Abdullah Çatlı olduğunu söylüyordu…

Kısaca Ermeni Asala terör örgütünü bitirsin diye görev verilen kişi Abdullah Çatlı’ydı ve bunu başarmıştı…

Bu Abdullah Çatlı denen adamı kullanmış, ve kullandığından dolayı kullandığından dolayı bu terör durmuşsa, ben o MİT’i kutlarım. Aferin iyi yapmış derim.

Bir insan olarak Abdullah Çatlı’nın yanlışları veya doğruları elbette ki vardır…

Ancak yaptığı pek çok faaliyette Türk Devleti’nin emrinde çalıştığı su götürmez bir gerçektir…

Bu videoda Abdullah Çatlı’nın yaşamını değil, Barnabas İncili ile olan ilişkisini anlatıcaz…

Hadi Başlayalım;

3 Kasım 1996 tarihinde Kuşadası’ndan yola çıkan Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ’ın kullandığı 06 AC 600 plakalı mersedes marka otomobil, Balıkesir’in Susurluk’taki “Havaalanı” mevkiinde Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyonla çarpıştı.

Kazada, Mercedes’i kullanan Hüseyin Kocadağ, üzerinde “Mehmet Özbay” sahte kimliği bulunan, Abdullah Çatlı ve “Melahat Özbay” sahte kimlikli, Gonca Us hayatını kaybetti, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak ise yaralı olarak kurtuldu.

Bu elim kaza 3 Kasım 1996 tarihinde gerçekleşmişti…

Şimdi bu kazadan 6 ay öncesine gidelim…

6 Ay önce iddialara göre Aziz Barnabas’ın Kıbrıs’ta bulunan mezarı soyulmuştu…

Ve yine İddialara göre mezarı soyan kişi Abdullah Çatlıydı…

Çatlı’yı oraya gönderen operasyonun başında ki isim ise Emekli Tuggeneral Veli Küçük’tü…

Peki gerçek böyle miydi, böyle mi vuku bulmuştu?

Hayır ! Gerçek böyle değildi… Abdullah Çatlı ve Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’e atılan bir iftiraydı…

Peki, o mezarda ne olmuştu, Kıbrıs’a mezarı soymaya gidenler kimlerdi?

Ve bu olay Abdullah Çatlı ile Veli Küçük paşanın üzerine nasıl kaldı?

Video serimizi takip edenler bilirler, izlemeyenlerin de önce ki bölümlere göz atmasını tavsiye ederiz…

Açıklama bölümünde önce ki bölümleri bulabilirsiniz.

Önceki bölümlerde Aziz Barnabas’ın defnedilirken göğsüne bir incil koyulduğunu söylemiştik…

İşte bahsettiğimiz o karanlık yapı, Aziz Barnabas’ın göğsünde ki o incil’i almak için harekete geçmişti…

Operasyon başlatıldı..

Özel bir ekip kıbrıs’a doğru hareket etmiş, Barnabas’ın Kıbrıs’ta bulunan mezarına giderek göğsünde bulunan İncil’i alacaklardı.

Söz konusu İncil’in çalınacağı bilgisi ilk defa Emekli Tuğgeneral Veli Küçük’e ulaşmıştı…

Veli Küçük Paşa bu operasyonun gizli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini düşünüyordu…

Bölgeyi iyi bilen ve güvenebilecekleri bir kişiye ihtiyaç vardı..

O kişi Abdullah Çatlı’dan başkası değildi…

Görüşmeler yapıldı ve Veli Küçük Paşa denetiminde Abdullah Çatlı ile iki arkadaşı Kıbrıs’a giriş yaptılar…

Uzak takip ile birlikte mezarı soyanları sürekli kontrol ediyorlardı…

Kıbrıs Polis Teşkilatı istihbarat biriminden de 6 kişi Abdullah Çatlı ve ekibine destek için yanlarında bulunuyor ve 3 farklı araç ile Barnabas Kilisesi etrafında bekliyorlardı…

İçeride ki ekip Barnabas’ın mezarına saat 19 civarında girdiler, o ekibin içerisinde birde istihbarat personeli vardı… Müze’de görevli 2 silahlı bekçiyi bir odaya kitleyerek çalışmaya başladılar..

O dönemde dinleme cihazları çok etkin kullanılmadığı için içeride ne olup bittiği hakkında bilgi alamıyorlardı…

Saatler ilerliyor ancak içeriden hiç bir şekilde ne bilgi geliyor, ne de bir hareketlenme gözleniyordu…

Yaklaşık gece yarısı 23 civarı yerel polis istihbaratından M.E isimli bir istihbarat görevlisi Çatlı’ya ulaştı ve bölgeyi acilen terk etmelerini söylemişti…

Bu operasyonun arkasında devletin içinde çok daha etkin isimler, büyük isimler olduğunu,  operasyonun uluslararası bir tarafı olduğu söyleniyordu ve çatışma çıkması istenmiyordu…

Kısacası, birileri, birilerini kullanıyordu…

Belki de içeride soygunu yapanlar kime hizmet ettiklerini dahi bilmiyordu…

Hani önceki bölümlerde demiştik ya, bu incilin peşine vatikan düşmüş ve fetöcüler üzerinden incili ele geçirmek için uğraşmışlardı diye…

Ve yine bir önce ki bölümde Esat Coşan’ın ölümü ile alakalı Genel Kurmay İstihbarat Dairesi eski başkanı İsmail Hakkı Pekin, esat coşanın ölümü için Fetö ile Avustralya istihbaratı işbirliği yaptı diyordu…

Yani aziz barnabasın mezarının soyulması uluslarası bir güç tarafından kurgulanmış ve belki de dediğimiz gibi hiç haberi olmayan piyonlara yaptırılıyordu…

İşte buna engel olmak için Veli Küçük Paşa devreye girmiş ve Abdullah Çatlı’yı görevlendirmişti…

Kendilerine gelen bilgiye rağmen Abdullah Çatlı bölgeyi terk etmedi, içeride mezarı soyanlar 23:30 civarı dışarı çıktılar ve mezarın başından ayrıldılar…

Yıllar sonra ortaya çıkan Kıbrıs Polis istihbarat kayıtlarına göre, Dervişvaiz yolu üzerinden bir süre gittikten sonra kendilerini bekleyen başka bir araca 3 kişi bindi ve diğer kişiler hedef şaşırtmak için Lefkoşa Gazi Magusa ana yoluna yöneldi…

Takip edildiklerinin farkındaydılar…

İncil’i alan ve araç değiştiren diğer kişiler ise tam tersi tarafa mor menekşe cami istikametine doğru yola çıktılar…

Abdullah Çatlı ve yerel polis ikiye ayrılmak zorunda kaldı, yerel polisin bir kısmı Leşkoşa Gazi Magusa yoluna devam eden aracın peşinden gitti..

Abdullah Çatlı ve iki araç ise Mor Menekşe Cami istikametine giden aracı takibe başlamıştı…

Barnabas mezarından çalınan İncil’i taşıyan araç, Mor Menekşe Camii’ne geldiğinde aslında çok daha nefes kesen bir operasyon devam ediyordu..

Polis kayıtlarının anlattığı gibi anlatıyorum

Araç caminin önünde durdu, 3 kişiyi indirdi ve araç devam etti, Çatlı ve ekibi iki araç olarak onları takip ediyordu ve araç hareket edince mecburen Çatlı’nın ekibinde ki bir diğer araç giden aracı takip etmek zorunda kaldı…

Abdullah Çatlı ve yanındakiler yaklaşık 8,5 buçuk dakika boyunca inen kişilerin çıkmasını bekledi ama hiç kimse çıkmadı, biraz sonra başka bir araç camiye yaklaştı ve içeriden elleri boş, yani elinde hiç bir şey olmayan başörtülü bir kadın çıkmıştı…

İstihbarat raporlarına da yansıyan bu kadının kimliği hiç bir zaman açıklanmadı… Ancak konu hakkında görüştüğümüz Kıbrıs’ta görevli bir dostumuz, kadının Yunan onu taşıyan şoförün ise Türk olduğu iddia ediliyordu..

Araç hareket etti, Abdullah Çatlı ve ekibi şüphelense de, bir anlam veremedi, araç uzaklaştıktan sonra kuşkulandılar ve hızla camiye doğru yöneldiler ama araçtan inen o üç kişiden eser yoktu, caminin arka tarafa abdesthane bölümüne açılan kapıdan çıkıp kaçmışlardı bile…

Derhal araçlarına döndüler ve son sürat önlerinde ki araca yetişmeye çalıştılar…

Uzun süren kovalamacanın ardından önlerinde ki araç Muratağa bölgesinde Abdullah Çatlı ve beraberindekiler kaçan kişileri yakalamış ve ellerinden İncil’i almışlardı…

Yalnız burada iki iddia vardı, bu iddiaya göre yakaladıkları bu iki kişinin kafalarına sıkmıştı Abdullah Çatlı…

Ama ne istihbarat raporlarında ne de yerel basında bölgede bulunan ceset haberi olmamıştı…

Sadece dönemin yerel basını tarafından o mezarlıktan 3 km uzaklıkta dövülmüş halde 37 yaşlarında S.A isimli baygın halde bir erkeğin bulunduğu haberi geçilmişti… Kadından ise hiç bir iz yoktu…

Artık İncil Abdullah Çatlı ve arkadaşlarındaydı…

Ancak Abdullah Çatlı’ya yönelik asıl operasyon şimdi başlıyordu…

Çünkü Barnabas İncili’nin peşinde olan küresel çete’nin incili kaptırmaya niyeti yoktu…

Tam 6 ay sonra dönemin Milletvekili olan Sedat Bucak’a ulaşıldı ve Sedat Bucak vasıtası ile Barnabas İncili’nin resmi olarak tüm dünyaya duyurulması için çalışma yapılması isteniyordu ve dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile görüşme sağlanması için çalışma yapılıyordu…

Abdullah Çatlı ve Hüseyin Kocadağ önce birlikte buluştular, daha sonra Sedat Bucak ile buluşmaya gidildi, olay konuşuldu ve görüşmeler yapıldıktan sonra Ankara’ya doğru yola çıkılmıştı… Mesut Yılmaz ile görüşülecek ve  bu görüşmeyi milletvekili Sedat Bucak ayarlayacaktı…

Susurluk mevkiine gelindiğinde işte o elim kaza gerçekleşti…

Kaza da aracın şoförü olan Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ hemen oracıkta can vermişti…

Tıpkı bir önce ki bölümde anlattığımız gibi aracın bagajında siyah bir çantanın içinde Barnabas İncili bulunuyordu.

Abdullah Çatlı kazadan ağır yaralı olarak kurtulmuştu, ancak oraya giden kişiler maalesef sert bir cisimle abdullah çatlının kafasına vurarak boynunu kırmış ve şehit etmişti…

O çanta kazadan sonra kayıplara karıştı, içinde sözde silah olduğu iddia edildi, ama siz olsanız faili meçhullerin işlendiği bir silahı veya silahları yanınıza alarak kendinizi riske atar mıydınız ?

Üstelik istihbaratçıların tümü bilir ki, bir faili meçhul işlendiğinde öyle aracın bagajında falan gezmez, olayın hemen ardından yok edilir…

Abdullah Çatlı bu kadar cahil birisi mi ki, faili meçhul cinayetlerin işlendiği silahları koleksiyon yapar gibi toplayıp çantasında gezdirsin?

Ama maalesef o dönemden sonra birileri vurun abalıya misali gerek Abdullah Çatlı’yı gerek Veli Küçük paşayı karalamak için akıllarına ne iftira geldiyse üzerlerine attılar…

Ellerinde hiç bir ispat olmamasına rağmen bu insanları faili meçhullerin faili gibi lanse ettiler ve etmeye devam ediyorlar…

Fakat gerçek şu ki, Barnabas İncili pahasına Abdullah Çatlı hayatından oldu ve Veli Küçük Paşa’da sayısız iftiraya maruz kaldı…

Oysa onlar küresel bir çetenin elinden Barnabas İncili’ni kurtarmak için operasyon yapmıştı…

Peki sonra ne oldu biliyor musunuz?

Abdullah Çatlı’yı öldürerek İncil’i alan ekip barnabas İncili’ni tekrar kıbrıs’a götürdü… Rum kesiminde bir görüşme yapılacaktı ve İncil Vatikan’a satılacaktı…

Ancak Veli Küçük Paşa bu işin peşini bırakmamıştı… Onun verdiği doğru bilgiler sayesinde o incil satılmadan, satmaya çalışanlar Kıbrıs’ta, polis tarafından kıskıvrak yakalandı.

 

Hürriyet Gazetesi’nde şöyle bir haber yayımlandı:

‘KKTC polisi 29 Ocak’ta otobüs terminalinde düzenlediği bir operasyonda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı S.Ç ve H. H isimli kişilerin çantasından  arami alfabesiyle yazılı tarihi bir İncil ele geçirdi.

KKTC Eski Eserler İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu’nun ön incelemesinde 3 milyon TL değer biçtiği İncil’in, iki bin yıllık olduğu tahmini yapıldı ve kaybolan dördüncü St. Barnabas İncil’i olabileceği belirtildi.

İşte bu operasyon ile belki de Abdullah Çatlı’nın intikamı bizzat Veli Küçük Paşa’nın sağladığı istihbarat sayesinde alınmıştı…

Sonuç olarak Abdullah Çatlı’da Barnabas İncili için öldürülenlerden bir tanesiydi…

Allah Rahmet eylesin…

Peki asıl soru şu, yakalanan o İncil’e ne oldu? 2009 yılında bulunmuştu, şimdi o İncil nerede?

 

 

 

 

Facebook Yorumlar

Bir önceki yazımız olan 6. Bölüm : Barnabas İncili : Esat Coşan Hoca Nasıl Öldürüldü ? Kayıp Yeşil Çantanın Sırrı Nedir? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış.